Warning: file_get_contents(http://www.linkedin.com/countserv/count/share?url=http://candangenceroglu.com/kucuk-oltayla-buyuk-balik-yakalanmaz/&format=json): failed to open stream: HTTP request failed! HTTP/1.1 404 Not Found in /home/candangenceroglu/public_html/wp-content/plugins/tk-social-share/tk-social-counter.php on line 145

Küçük Oltayla Büyük Balık Yakalanmaz

Sevgili okurlar, bu makalemi tek bir konuya bağlı kalmaksızın yaşamımızın diğer alanlarını kapsayacak bir sohbet çerçevesinde yazmaya çalışacağım. Sohbetimiz iş dünyasını ilgilendirdiği gibi diğer sosyal ve kültürel alanlara da hitap edecektir. Konumuzu tek düze, sıkıcı ve basmakalıp laflarla değil kısa hikâyelerle keyifli bir yazıya dönüştürmeye çalışacağım.
Şüphesiz hepimiz bir işi yaparken en iyisini, en güzelini ve de en kârlısını yapmaya çalışırız. İşletmeler de, şahıslar da bu temelde hareket ederler. Çoğu kez de bir şeyi elde etmek isterken kendi çabalarımızdan çok daha fazlasını bekleriz. Bu da insanoğlunun hamurunda olan bir dürtüdür. Oysa gösterdiğimiz çaba ölçüsünde gerçekleşir her şey. Çabasız beklenti başarısızlığın anahtarına dönüşür. Bir hedefe varmak; plan ve izlenecek stratejileri belirleyerek, disiplinli bir çaba içerisinde uygulamaktan geçer.

 

Bazen yeterince çaba göstermediğimiz için sonuçlara isyan eder, neden gerçekleşmediğini söyler dururuz. Oysa dünyada hiçbir şey çabasız ve emeksiz gerçekleşmez. İşletmeler de, şahıslar da tutarlı ve planlı bir şekilde hareket etmezlerse sürecin mutlak mağlubu olurlar. Şirketlerde bir hedef belirlenirken o hedefin gerçekleşmesini sağlayacak ekibin, teknik teçhiz ve donanımın oluşturulması şarttır. Tarihe baktığımızda elde edilen tüm başarıların yoğun bir çaba, sabır ve donanımlarla elde edildiklerine şahit oluruz. Edison, Einstein, Newton ve daha birçok bilim adamı, tarihçi, sanatçı tüm insanlara hediye ettikleri büyük buluşlarını elleri ceplerindeyken gerçekleştirmediler. Hepsi de çok yoğun bir çalışma, sabır ve donanımla uzun yılların binlerce başarısız denemeleriyle yılmayarak başardılar.

 

 

Ziglar’ın dediği gibi “Başlamak için muhteşem olmanız gerekmiyor, ama muhteşem olmanız için başlamanız gerekiyor. ’’ Hep bir söylem vardır: “adamlar yapmışlar abi’’ der geçeriz. Bu toplumsal güvenle ilgili bir durumdur. Başarmak kişisel güvenin süreçle toplumsal güvene dönüşmesini sağlar. Ben de başarabilirim, biz de başarabiliriz; ben de başardım, biz de başardık şekline dönüşür.

 

Uygar ve zengin toplumların temelinde bilimsel bir eğitim mevcuttur. Şirketler için de durum aynıdır. İş yaşamında rantla risk doğru orantılıdır. Risk varsa rant var, risk yoksa rant da yoktur, risk artınca rant da artar. Bazen sorarız neden zenginlik gelişmiş ülkelerde diye, bu durum paranın onları sevmesinden kaynaklanmıyor. Zenginlik kanatlı bir kuş gibi oralara uçmuyor, onlar gereğini yaptıkları için başarıyorlar. Risk yönetimini bilen toplumlar ve şirketler elbetteki mevcut durumdan yeterli rantı da alacaklardır.

Bununla ilgili benim yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Körfez savaşından hemen sonra 2003 yılının Haziran ayında Irak’ta birçok alanda yapılabilecek çok sayıda iş çıkmıştı. Bu işleri yapabilecek potansiyele sahip birçok Türk firması da mevcuttu. Yöneticilik yaptığım şirkette Irak’ta işler almıştı. Benim de şantiye ve gerekli düzeni kurmak için bir ekiple beraber Bağdat’a gitmem gerekiyordu. O dönemde Bağdat’ta asayiş sorunu had safhadaydı, çatışmalar ve bombalama olayları devam ediyor, devrik devlet başkanı Saddam Hüseyin aranıyordu.

 

Türkiye’den bir ekip oluşturmak  çok zor olmuştu. Kurduğumuz ekipte çok karamsar ve isteksizdi. Çünkü can güvenliği hemen hemen yok gibiydi. Ulaşım karayoluyla konvoy şeklinde oluyor 3- 4 gün hatta bir hafta süren yolculukla Bağdat’a varılıyordu. Savaşta haberleşme ve enerji santralleri vurulduğu için Elektrik kısıtlı veriliyor, haberleşme ise hemen hemen hiç sağlanamıyordu.

Sadece uydu telefonlarla düz bir alana çıkıp konuşma gerçekleştiriliyordu, bu da kişiyi bir saldırıya hedef konumuna getiriyordu. Uzun ve çok tehlikeli bir yolculuktan sonra Bağdat’a varmıştık. Kalacağımız otel son derece korumasız ve yetersizdi. Her yer viran edilmiş birçok yer kullanılmaz hale getirilmişti. İşte Bağdat bu konumdayken biz oraya indiğimizde gördüğüm manzara beni oldukça şaşırtmıştı. Biz hemen hemen aynı ten ve kültüre sahip, arka bahçemiz sayılacak yere götürecek ekip bulmakta oldukça zorlanmışken; daha çok genç, ten rengi farklı, kültürü farklı Hollandalı oraya çoktan inmiş çalışmaya başlamıştı bile.
Evet, başarı da rant da gereğini yerine getirene gidiyor. Bu manzara bana ‘’Dağı yerinden oynatan adam, işe ufak taşları atmakla başlamalı.’ Çin atasözünü hatırlatmakla beraber, daha çok yol almamız gerektiğini düşünmemi sağlamıştı. Mesele balıkların büyüklüğü değil oltaların küçüklüğüydü.

Ben İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler mezunuyum. İş yaşamına 1985 yılında sigorta, turizm, nakliye taahhüt ve taşımacılık faaliyetleriyle başladım. Katı atık sektörde yurt içi ve yurt dışı projelerde bulundum. Sektörde uzun yıllar üst düzey yöneticilik makine ikmal ve satın alma direktörlüğü, gurup yönetim kurulu üyeliği gibi çeşitli görevlerde bulundum.28 yıla yakın tecrübemle 2014 yılında Gentek Lojistik, Temizlik ve Endüstriyel Ürünler A.Ş’yi kurarak katı atık ekipmanları satış, kiralama, temizlik ve geri dönüşüm alanında faaliyetlerimi sürdürmekteyim.

Yorum Yazın:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Site Footer